25 Ocak 2012 Çarşamba

Suriye'de halk hareketleri ve emperyalizm

 

Stratfor, Batı, özellikle ABD istihbarat örgütleriyle açıkça iletişim içinde olan bir “küresel istihbarat şirketi”dir. Aralık 2011’de bir Suriye raporu yayımladı. “Umuma açık” olduğu için, Türkiye basınınca da izlenmiş olması gereken raporun en azından Cumhuriyet tarafından kısaca da olsa haberleştirildiğini biliyorum. Bugün de, Stratfor’un söylediklerine (tekrar da olsa) dikkat çekerek Suriye sorunu üzerinde durmak istiyorum.  
Stratfor  raporunun başında Suriye’deki son durum  için şu saptama yapılıyor: “Hükümet ve muhalefet güçleri bir tıkanma noktasındadır: Hükümet, artık huzursuzluğu bastıramamakta; muhalefet ise rejimi dış müdahale olmadan yıkamamaktadır… ABD ve müttefikleri de Beşar Esad’ı devirmenin yollarını araştırmaktadır.”
Stratfor, böylece, “Beşar Esad’ı devirerek rejimi değiştirmek” hedefinin ancak dış müdahaleyle gerçekleşeceğini belirlemekte ve gereken yol haritasını çizmektedir.
Suriye’deki petrol rezervleri Libya’daki boyutta değildir; [bu nedenle] ABD ve Avrupa büyük çaplı bir askerî müdahaleyi haklı kılacak ekonomik güdüden ve siyasî iradeden yoksundurlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye ise ABD ve NATO desteği olmadan Suriye’ye karşı bir askerî harekâta kalkışamazlar.” Bu durumda doğrudan işgali içermeyen  müdahale biçimleri öncelik taşıyacaktır.
Müdahale öncesi atılacak adımlar nelerdir? Ne tür, ne boyutta bir dış müdahale?  Stratfor, Suriye’yi uluslararası düzlemde yalnızlaştıracak diplomatik girişimlere; örneğin muhalefet temsilcileriyle (Türkiye ve ABD’nin yaptığı gibi) açık ilişkiler kurulmasına; ülke içinde bilgi kirliliğiyle bütünleşmiş propaganda çalışmalarına değinmekte; ancak, muhalefetin silahlı ve etkin bir güce dönüşmesine öncelik vermektedir.
Bu bakımdan Suriye ordusundan ayrılan subayların oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) büyük önem taşımaktadır. Stratfor, “Amerikan, Türk, Fransız ve Ürdünlü özel birliklerin ÖSO personelini Türkiye’de eğitmekte oldukları” duyumlarını aktarıyor ve bu eğitimin meyvelerinin kısa zamanda ortaya çıkacağını belirtiyor. Ülkenin her yerinde stratejik hedeflerin, örneğin petrol ve doğalgaz boru hatlarının ÖSO tarafından eşgüdümlü olarak vurulması; çeşitli vur-kaç operasyonlarının yapılması beklenmelidi.  
Muhalefet güçlerine lojistik destek büyük önem taşır. Giderek doğrudan silah yardımı yapılabilir. Muhalefetin yabancı silahlara kavuşması, rejim karşıtı dış desteğin varlığını gösterir ve hükümet güçleri üzerinde moral yıkım yaratabilir. Generaller teker teker muhalefet cephesine çekilmelidir. Doğrudan askeri müdahaleyi gereksiz kılacak kritik  adım ise açıktır: Askerî darbe…
Stratfor, Libya’da Bingazi’nin oynadığı rolü oynayabilecek ve ÖSO’nun denetiminde bir “kurtarılmış, tampon bölge” olmamasının işleri güçleştirdiğini belirtiyor. Bunun ön-adımı, bir “uçuşa yasak bölge” oluşturulmasıdır. Bu “tampon bölge”nin doğal yeri ise, Türkiye sınırının güneyidir. Bu adım Türkiye’yi doğrudan doğruya Suriye’deki iç savaşın tarafı haline getirmiş olacaktır. 

***
Suriye’de halk hareketinin seyri, Türkiye solu tarafından izlendi; örneğin SOL’da, BirGün’de haberleştirildi; çeşitli değerlendirmeler yapıldı. Bunlara yeni öğeler eklemeden birkaç hatırlatma, saptama yapmakla yetineceğim.  
Birinci olarak, Beşar  Esad rejimine karşı patlak veren halk hareketinin niteliğini, kökenini belirlemek gerekiyor. Bu konuda, gençliğinin on altı yılını hapiste geçirmiş olan komünist bir Suriyeli’nin, Yasin el Hac Salih’in değerlendirmesini  aktarmak  yeterli olacaktır: “Ayaklanma yozlaşmış seçkinlerin yararlanması için düzenlenen en büyük özelleştirme süreci sırasında patlak verdi ve doğrudan doğruya bu yoz çevreleri hedefledi… Çalışan, emekçi toplumun iktidar ve ayrıcalıklar toplumuna karşı ayaklanması söz konusudur;… sadece siyasi iktidar değil, aynı zamanda onun toplumsal ve ideolojik bağlantıları da hedeflenmektedir.” (Links, 14 Ağustos 2011).
İkinci olarak, Salih’in vurguladığı toplumsal, sınıfsal  kalkışmanın zaman içinde kazandığı biçimi gözden geçirelim. İzleyebildiğim kadarıyla üç ana akım söz konusudur. Birincisi, sokak eylemleri içinde oluşmuş olan Yerel Eşgüdüm Komiteleri’dir. Farklı siyasî akımlar, eğilimler bunların içinde yer almaktadırlar. Başlangıçta bu gruplar, özgürlük, demokrasi, haysiyet ve sosyal adalet için barışçı bir Suriye Halk Devrimi’ni hedeflemiş; hem  yabancı askerî müdahaleye, hem de rejimle diyaloga kesinlikle karşı çıkmışlar. Ne var ki zamanla bu Komitelerde Müslüman Kardeşler’in etkisinin arttığı; buna bağlı olarak silahlı yöntemlere ve mezhepsel şiddet yöntemlerine savrulma eğiliminin tırmandığı anlaşılmaktadır. (Counterfire 4 Kasım 2011)
Demokratik Değişim için Ulusal Eşgüdüm Komitesi (DDUED) ise ulusalcı, solcu muhalefetin ve Kürt örgütlerinin önemli bir bölümünün ülke içindeki temsilcilerinden ve rejimle diyalog seçeneğini izleyenlerden oluşuyor. Rejimin barışçı bir süreçle tasfiyesini hedefleyen DDUED, dış müdahaleye kesinlikle karşı çıkmaktadır.
ABD, Türkiye, Avrupa ve gerici Arap rejimleri (Katar, Ürdün) desteği altına sığınan ülke dışı muhalif akımlar Suriye Ulusal Konseyi (SUK) içinde örgütlenmiştir. Müslüman Kardeşler’i ve bazı liberal çevreleri de kapsayan SUK, emperyalizmin gözetimi altında bir rejim değişikliğinin peşindedir. Örgüt, Stratfor bülteninin öngördüğü silahlı eylem biçimlerini, mezhepler-arası çatışmaları da içerecek biçimde benimsemiştir. İlk adımı bir tampon bölgeyle başlayacak Libya-türü dış müdahaleyi açıkça körüklemektedir.
Solculuk neyi gerektiriyor? Sosyalizmin enternasyonalist damarı, “çalışan, emekçi toplumun iktidar ve ayrıcalıklar toplumuna karşı ayaklanması” anlamına gelen ve “sadece siyasi iktidarı değil, onun toplumsal bağlantılarını da hedefleyen” Suriye halk hareketiyle tam dayanışmayı öngörüyor. Öte yandan, tarih ve güncel dünya bilgilerimiz, emperyalist müdahale sonunda bu hareketin boğulacağını da bizlere öğretiyor. Özellikle Türkiye’yi bu bataklığın içine sürükleyecek senaryolara kesinlikle karşı çıkmak da aynı dayanışmanın gereğidir.

PROF.DR. KORKUT BORATAV



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder